Bakın ne kadar da mutluyuz!

Yaşamını ve üretimlerini New York’ta sürdüren, üç yıl Jeff Koons’un atölyesinde çalışan Buket Savcı’nın gerçekçi tarzdaki çoklu figür kompozisyonlarının çıkış noktası, geçici neşe ve mutluluk anlarımız.

1976 yılı İstanbul doğumlu olan Buket Savcı, peyzaj mimarı olarak başladığı kariyerini altıncı yılında güzel sanatlar eğitimi almak için bıraktı. Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde başladığı sanat eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde devam ettirdi. Neşe Erdok atölyesinde eğitim alan sanatçı, 2006 yılında New York’a taşındı. Bir yıl boyunca Woody Allen ile çalıştıktan sonra 2007 yılında burslu olarak kabul edildiği Pratt Institute’dan 2010 yılında yüksek onur derecesiyle mezun oldu. 2012 yılında New York Academy of Art, Resim Bölümü’nde yüksek lisansını tamamlayan sanatçı, yaşamını ve üretimlerini New York’ta sürdürüyor.


Üç yıl boyunca Jeff Koons atölyesinde asistan sanatçı olarak çalışan Savcı, üretimlerinde tuval üzerine yağlıboya tekniğini kullanıyor. Gerçekçi tarzda çoklu figür kompozisyonlar üreten sanatçının çıkış noktası, elimizde tutamadığımız, neşe ve mutluluk anları. Kompozisyonlarında sıklıkla tekrarlanan balon, bu geçici mutluluk anlarının bir metaforu. ‘’Bir göçmen olarak başlangıç noktam, yeniden başlamanın arkasında yatan umut, özgürlük ve umursamazlık. Yer değiştirme tutkumun getirdiği etkileşimler ve deneyimler, geride bırakılanlara duyulan özlem duygusuyla beraber yaratıcı süreci besliyor.’’ diyen Savcı, yağlıboyayla oluşturduğu kompozisyonların nadir ve kısa mutluluk anlarını tekrar tekrar yaşayabilmesine olanak sağladığını belirtiyor. Resimlerinde kullandığı figürler, Savcı’nın bir sanatçı olarak masum, çocuksu, kaygısız ve cesur tarafının bir yansıması. Resimlerinde gerçek hayattaki negatif duygulardan uzak bir dünya kuran Savcı, kompozisyonlarıyla yetişkinler için oluşturulan samimi, içten ve kaygısız bir dünya yaratıyor. Balonlar, oyuncaklar ve şekerlerle çevrili figürler, umursamaz bir coşku ve anın getirdiği mutlulukla o an dışındaki her şeyin unutulduğu bir cennet içinde betimleniyorlar. Renkli ve neşeli bir yolla hayattan kesitler sunan bu kompozisyonlarla sanatçı, 21. yüzyılda yeniden şekillenen yaşam şeklini sorgulamakta. Plastik ve renkli objeleri ‘sahte mutluluğun plastik sembolleri’ olarak gören sanatçı, memnuniyet ve tatmin duygularını elde etmek için sonu gelmeyen çabayı sorguluyor. Renkli bir dünyanın kendinden geçmiş figürleri, tüketim toplumunun yarattığı yalancı güven ve rahatlık duygusuna bir gönderme. Tasvir edilen bu renkli anların altında hiçbir şeyin sarsılmaz ve güvenilir olmadığı duygusu, geçici mutluluğu sembolize eden plastik balonun her an patlayabileceğine işaret ediyor.


Resimlerindeki kompozisyon kurgularını bir film sahnesi hazırlar gibi incelikle oluşturan sanatçı, seçili figür ve objeleri titizlikle düzenledikten sonra yapılan üç yüze yakın fotoğraf çekimi arasından en ideal olanı seçerek resimlerinde kullanıyor. Son zamanlarda öne çıkan global problemleri sorgulamaya yönelik eserler üretmeyi hedefleyen Savcı, son dönem üretimlerinden olan ‘The Raft’ isimli resmi için misafir sanatçı programıyla kaldığı Leipzig, Almanya’da bulunduğu dönemde sanatçı arkadaşlarına poz verdirmiş. Resimde bulunan figürler, ilk bakışta gerçekleşen bir partinin ardından resmedilmiş bir grup hissini verirler. Théodore Géricault’nun ‘Medusa’nın Salı’ eserini akıllara getiren bu kompozisyonda sanatçı, günümüzün önde gelen problemlerinden olan iklim krizine atıfta bulunur. Umursamazca tüketen ve eğlenen belki de son jenerasyonu temsil eden bu resim, sorumlu bir tutumla gerekli önlemler alınmazsa gelecek nesilleri bekleyen talihsizliklere işaret eden bir uyarı niteliğindedir.


2020 yılında Cincinnati, Manifest Gallery ve Drawing Center’da gerçekleştireceği kişisel sergileri ve Türkiye’de gerçekleştireceği heyecan verici projeleriyle Buket Savcı, takipte kalınması gereken, yükselişte olan sanatçılardan.