Bubi’nin “Beş Dönemi”

“Kendi kişiliğimi mümkün mertebe silmeye, yok etmeye çalışıyorum. Sanatçısının kimliğini yansıtan bir iş kimlikli bir iş değildir” *

Bubi, 1956’da İstanbul’da dünyaya gelir. Caroline Voyzeschlega ile Dr. Elie Hayon’un en küçük oğludur. Daha çocuk yaşta teolojik metinler okuması ilginçtir. Kişiliğinin oluşmasında kuşkusuz etkili olan söz konusu okumalar sanat hayatında da bilinç(li)/siz kendini gösterecektir. Daha çocuk yaşta okuduğu bu ağır metinlerin etkisiyle olmalı sanatçı belirgin depresif tavra bir yandan da benmerkezci bir karaktere sahiptir. Son(suz)/(l)u(ğu), var olma(ma)yı (hiçlik) sorgular. 1970’lerde yapmaya başladığı resimlerle kendine özgürlük ve var olma alanı yaratır. Bir anlamda kendini bulduğu bu alanda eğitim almaz. İstanbul Üniversitesi Psikoloji ve Antropoloji bölümlerini bitirir. Bubi’de görülen zengin sanatsal yaratımlar felsefi alt yapısı yanında farklı disiplinlerden aldığı eğitimle de ilişkilendirilmelidir. 

İlk çalışmaları, İsa’yı konu alan anlam katmalarından oluşur. Düzen duygusundan yoksun olan bu resimlerde sanatçı ya İsa ile kendini özdeşleştirir ya da başka bedenlerde İsa’yı yeniden var eder. Burada din üzerinden yakalanan sekular (dünyasal) bir anlayış mevcuttur. Yaşamsallaştırdığı bu dini figür aslında sanatçının benmerkezci, narsist ve yalıtılmış konumuna bir işarettir. Başkalarından patalojik bir ayrılık ve başkalarına karşı umursamazlık anlamına gelen bu tavır, kitle içinde aşkın bir kişilik için temel bir önerme olarak değerlendirilebilir. 

1980’ler yapıtlardaki renklerin canlı sarılar, kırmızılar, morlar ile hırçınlaştığı az da olsa figürlü örneklerin olduğu ancak çoğunlukla sanatçının geometrik soyut çalışmalara yöneldiği yıllardır. Resimde kitle kültürünü etkileyen çizgi film karakterleri, içecek ve giyim markaları ile pop kültürüne göndermeleri olan resimleri yanında parçalara bölünmüş fon üzerinde çalıştığı renk ve boya katmanlarından oluşan soyutları bulunur. Figürlü çalışmalarında yer alan yazı, resmi tamamlayan bir öğe olarak yer alırken diğer bazıları başlı başına resmi oluşturacaktır. Sanatçı yalnızca yazı (harf) değil rakamları (hesaplamaları) da neredeyse aynı sıklıkla kullanmıştır. Kurduğu özgün serbest üslupsal dil resmi bütünsel olarak yakalar. Sanatçının önemi buradadır. Buna karşılık üst üste bindirilmiş M ve Z harflerinden motiflerden oluşan karalamalar sanatçının söylediği üzere disipline edilmiş resimlerdir. Sanatçının disipline edilmiş bu çalışmaları dışında tesadüfî yakaladığı malzeme ve tekniksel yenilik kafeslerdir. Dikişli kolâjlar, resmi bez ile döverek oluşturduğu yeni dokular… Dikişli kolâjlarda resme eklemlenen/dikilen ince dikiş ipleri ya da yün yumaklarının dolgun ipleri resmin yüzeyinden taşar ve hırçın bir ifade ile yerini alır. Bezle dövülerek yaratılmış yeni doku ise sanatçının deyimiyle oldukça şiddetlidir. Sanatçıda mevcut ekspresyon söz konusu malzeme ve teknikle adeta içkinleşmiştir. Tesadüfî giren yeni malzeme ipler, daha sonra kalın sarmallara dönüşür, kullanılmış atlet, pijama gibi malzemelerle oluşan yeni sanat pratiği “Kafesler”le iktidarını ilan eder. Simgesel görme biçimi, “Kafesler” için izleyene melez bir yapı fikri verir. O, resimden doğup heykele dönüşen yeni bir türdür. 

Kafes olarak adlandırılan birbirine geçmiş sarmallar da Bubi, baskı/bastırılmışlık, düzen/düzensizlik, dün/bugün üst üste binme bazen de içinde kaybolmayı sorunsallaştırmış, ben ve öteki arasındaki gerilimli hikâyenin stratejik örgüsü kurmuştur. 

Sanatçıda kafes anlaşılacağı üzere bir tutsaklık ifadesi değil tam tersi hem sanatsal yaratım açısından hem de içerik olarak tam bir özgürlük alanıdır. “Kafes”lerin klişeleri ret eden yapısı, ezberleri bozan gizli/gizil yanları Bubi’de çağdaş bir dile kaynaklık eder. 

26 Ekim-12 Aralık tarihleri arasında Beşiktaş Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde “Beş Dönem” adlı sergide Bubi’nin çalışmaları görülebilir. 

* Bubi’nin 24.10.2010’da Sabah Gazetesi’nde yayınlanan röportajından alınmıştır.