Çağdaş Sanat ve Sorunlarına Dair Kısa Notlar

Son zamanlarda “çağdaş sanat” başlığını her yerde görür hale geldik. Gazeteler bu konuya özel yer vermeye hatta bazı sanatçıları pop star gibi sunmaya başladı. Televizyon kanallarında da benzer bir tutum var. Eskiden sadece kültür-sanat programları içinde yer almasına alışık olduğumuz sanat ve sanatçılar magazin haberlerinden tutun da talkshowlara kadar geniş bir yelpaze de görünür hatta halka sunulur oldu. Sadece sanatçılar ve sanatları değil onları destekleyen koleksiyonerler, galeri(ci)ler, küratör ve eleştirmenler de tam sayfa haber olmaya başladı. Çağdaş sanatın sansasyonel, geçici, çabuk tüketilen, sınırları olmayan, interdisipliner bir alan olması nedeniyle günümüz mantığına uyan bir yanı var ve bu nedenle hedef geniş kitleler… Ancak bu geniş kitlelerin uyarılması başarıyla yapılırken içeriğinin anla(şıl)/tıl/a/maması ya da yanlış anla(şıl)/tıl/ması gibi problemler sözkonusu… Bunların dışında uzman bazı kimselerin çağı yakalayamaması da… Çağdaş sanatın bir reçetesi olmasını bekleyenler olduğu gibi bugünkü sanatı hatta bazı uluslararası alanda kabul görmüş genç figürleri yok sayanlar da var… 

Geçtiğimiz haftalarda bu alana ilginin yoğunluğuna bir kez daha şahit oldum. Yatırımcılar tatilde bile sanattan kopmak istemiyorlar. Öyle ki çağdaş sanat ve piyasası ile ilgili bir konuşma yapmak üzere Bodrum’a davet edildim. Konuşmaya gelenler arasında çok sayıda genç sanatçı ile azımsanmayacak ölçüde usta isim vardı. Ve sanata meraklı yatırımcılar da… Misafirler konuşmayı merakla takip etti. Konuşma sonrasında bazı konularda gerilimli tartışmalar da oldu. Burada, gerilim yaratan konulara değinmek istiyorum… 

Çağdaş Sanatta Çalıntılama, Aşırma, Kopyalama 

Aşırma, çalıntılama, kopyalamayı çağdaş sanat mantığı içinde değerlendirmeyip benzerini yakalamaya uğraşan modernist* tavırların keskinliği… 

Appropriation Kavramı 

Sanat tarihinde Leonardo’ya kadar indirilen bir tarihsel çerçeve çizilse de asıl olarak 20. yüzyılın başından bu yana konuşulan appropriation kavramı 1980 yılından itibaren bir sanat üslubu olarak kullanılmaya başlandı. Üretilmiş olanı ele alıp yeniden yorumlayan örnekler ya da birebir kopyalardan yola çıkanlar appropriation art (temellük sanatı) içinde yer aldı. Sorunlu bir yapıya sahip olsalar da bu türden çalışmalar bu başlık altında tanımlanmakta. “Appropriation” kelimesinin basitçe Türkçe karşılığı alma, çalma, mal etmedir. Bir kısım bunu çağdaş sanatın bir tekniği ya da taktiği gibi görse de bir kısım başlı başına sanat olarak değerlendirir. Müelliflik, orijinal, sahipliklik gibi tartışmalı durumları içermesi nedeniyle sorunludur. Appropriation art, 1997 yılında Dauglas Crimp’in kuratörlüğünde açılan Resimler adlı sergiyle sanat dünyasında tartışılan daha doğru bir tabirle göz ardı edilemeyen bir hale geldi. Sergide modernizmin orijinallik ve sanatçılık-yaratıcılık-birey üzerinden kurgulanan sahiplik miti sorgulanmıştı/yokedilmişti. Resimler sergisi ile birlikte sanatçıya resmi olarak tam bağımsızlık verilmişti. 2000’lerde ise Fransa’dan çağdaş sanat kuramcısı Nicolas Bourriaud postprodüksiyon kavramını incelerken temellük sanatını postüretimin ilk safhasına koydu. Bourriaud’ya göre var olanlar arasından seçmek ve bunları özgün bir niyete göre kullanmak ya da onlarda değişiklikler yapmak bugünkü sanatın doğasına uygun ve hatta yaygın bir tutumdu. Öyle ki var olan çalışmanın tıpkı kopyası da yapılabilmekteydi. Bourriaud, bugün önemli olanın niyet yani kavramsal çıkış noktası olduğunun da altını çizdi. Sherrie Levine’nin, Miro, Walker Evans ve Degas’nın tıpkı kopyaları konuyu en iyi açıklayan örnek olarak da literatürde yerini aldı. 

Bourriaud’un appropriation art konusundaki görüşleri sanat çevrelerince resmi olarak kabul görmüş bir yaklaşımın evrilmesi olarak değerlendirildi. 

Küreselleşen dünyada sorunların ve yaşamların aynılaşması, iletişimin anındalığı ve sınırsızlığı, ulaşımın kolaylaşması gibi nedenlerle sanatçılar benzer işler üretmekte, bu da çağdaş sanatın mantığı ile örtüşmektedir. 1990’larda sanatçının doğduğu ve çalıştığı yeri bildiren etiketlerin ortaya çıkışı küreselleşme ile gerçekleşen mobilitenin bir sonucuydu ve benzer üretimlere yol veren bir durumdu. 2000’ler de iletişim ve ulaşım daha da kolaylaşınca sözkonusu durum daha da yaygınlaştı. Benzer işlerin, benzer malzemelerin kullanımı onaylanırken değer ve anlamları kavramsal çerçeveleri ile belirlendi. Üretimler bazen üretildiği coğrafya ile özgünleşti bazen sanatçının yaşam şekli ve geçmişiyle anlam kazandı vs. 

Kısaca çağdaş sanatta kabul görmüş kurallar bütünü olmadığı vurgulandı ve net tanımlamaların yanlışlığına dikkat çekildi. Artık üretimler ve onlara dair tekstler vardı ve eleştiriler bunun üzerinden yapılmalıydı. 

Çağdaş Sanatta İnteraktiflik Üzerine

Tartışılan bir diğer konu çağdaş sanattaki interaktiflik kavramı oldu. Katılımcı (karşılıklı eylem) olarak Türkçeye çevirdiğimiz bu kavramın işleyişi ve işlevi hakkında bilgilerin ve yaklaşımların farklılığı dikkat çekiciydi. Bodrum’daki konuşmada interaktifliği (katılımcı) Michelangelo’nun Pieta’sında izleyenle sanat arasında kurulan duy(g)u(m)sal/estetik bağda olduğunu düşünenlerin olması çağdaş sanattaki interaktiflik kavramının ne olması gerektiği ya da daha doğru bir tanımla ile ne olduğu konusunu gündeme getirdi. İnteraktif kavramı ve işlevini 2005 Venedik Bienalinde sergilenmiş hatta sonrasında da İstanbul’a gelmiş Alison Levy’nin The Significance of Center of Attention’s Swansong isimli eserinden yola çıkarak örneklemek konunun daha net olmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada izleyen olmadan işin varlığından söz etmek mümkün olmuyor. Sanatçı mekâna yerleştirdiği düz gösterişsiz bir yatak ve biraz ilerisinde bilgisayara depolanmış binlerce müzik dosyası ve ses sistemi ile izleyenin kendi cenazesini kurgulamasını öneriyor. Her izleyen ile başka bir forma giren yapıt yeni bir form kavramının da altını çiziyor. Bu formlar bağlantılar ve randevular, bir arada bulunmak ve buluşmalar, işbirlikleri ve sözleşmeler ile oluşturulabildiği gibi rastlantısal olarak da yapılabiliyor. İzleyenle yapıtın var olması, formunun belirlenmesi, belli bir sürece ihtiyaç duyması ki bu süreç müziğin seçilmesi bilgisayarda müzik programına atılıp play tuşuna basılması yatağa uzanıp gözlerinizi kapatıp cenazenizi yaşamanız ve rastgele orada bulunan izleyicilerin bu törene katılması ve en önemlisi serbest ortaklığa dayanan aura kavramını içinde kendini var etmesi…

Kısaca bugün karşılıklı eylem (interaktivite) duy(g)u(m)sal/estetiksel olarak değil de işi var etmek üzere reel bir katılımı öneriyor.

Müzayedeler, Satışlar ve Rakamlar

Ortamı hareketlendiren konulardan biri de dalgalı piyasa satış rakamları oldu. Bilindiği gibi çağdaş sanatın popülerliği de büyük ölçüde bu spekülasyonlarla gerçekleşti. Müzayede şirketlerinin artması, yabancı şirketlerin de piyasaya ortak olması ortamı hareketlendirmiş ve fiyatları yükseltmişti. Ancak bundan memnun olan sanatçı sayısı elbette ki az. Çoğunluk bu dalgalı fiyatlandırma ortamından tedirgin ve haklarını korumak adına girişimler başlatmak istiyorlar. Bir grup konuyla ilgili olarak çoktan Kültür Bakanlığı’na gitmiş bile. Fiyatları belirlemede bir standart olması gerektiğini savunanlar olduğu gibi satışlar konusunda yapılan spekülasyonlar ve manipülasyonların da önüne geçilmesi gerektiğini vurgulayanlar da vardı. Galerilerin piyasadaki rolleri, müzayede firmalarıyla olan işbirlikleri hakkındaki şikâyetlerden, koleksiyonerlerin seçimleri ve müze gibi kurumların azlığı gibi daha genel problemlere sıkıntılı, yüksek sesli hatta ateşli çıkışlar da oldu…

Bu ortamda en güzel şey ise Burhan Doğançay ile yediğimiz yemekti. Günümüz sanatını değerlendirmesi ilgi çekiciydi. Gençlere olan desteği ise önemliydi. Sadece genç sanatçı adaylarına değil sanat tarihçilerine de sahip çıkması ender görülen bir tutumdu. Teşekkürler…

* Sanatın biricikliği, dokunulmazlığına ilişkin 20. Yüzyıl düşünce sistemi kastedilmektedir.