Fransız Oryantalizmi ve Baştan Çıkaran Doğu Kadınları

Oryantalizm, Doğu kültürleri, dilleri ve hayat tarzları üzerine “Batı merkezli ve Batı kökenli” araştırma alanlarının tümüne verilen ortak isimdir. Oryantalizm, ilk olarak on dördüncü yüzyılın başlarında Viyana Kilise Konseyi tarafından oryantal dillerin ve kültürlerin anlaşılmasını teşvik etmek için bir dizi kürsü kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Oryantalizmi teşvik eden ana itici güç ise ticaret, rekabet ve askeri çatışma olmuştur. Bu nedenle de Orient bilgisi Avrupa’nın Orta Doğu ve Asya’ya yayılımından ayrı tutulamaz ve hatta Vasco de Gama’nın 1498 yılında Ümit Burnu’ndan Asya’ya gidiş yolunu keşfetmesi oryantalizmin alanını geniş ölçüde genişletmiştir. Ancak Avrupa’da detaylı oryantal toplum araştırmalarının yayınlanması ve modern oryantalist akımın doğuşu on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgal etmesi özellikle önemlidir ve akımın başlaması da bu olaya bağlanır. Bu tarihten sonra, uzun yıllar İngiltere ve Fransa’da devam eden akım II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’yi de etkisi altına alır. İslam mimarlığı ve sanatı açısından zengin kentlere yapılan geziler ve yayınlanan anılarla kısa sürede bir modaya dönüşen oryantalizm akımı yayılma alanı ise Kuzey Afrika ve o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ortadoğu topraklarıdır. Edward Said’in belirttiği gibi Batı söz konusu Doğu topraklarında sadece Müslüman Doğuluları yakından tanıma ve gerçekleri aktarma amacı gütmez. Her millet kendine göre bir anlayış ve bakışla yola çıkar ve kendi “doğu”sunu yaratır. Fransızların “Doğu”su bazı siyasi bozgunların neticesinde anıların, yıkıntıların, unutulmuş sırların, saklanmış mektupların ve özel bir yaşam biçiminin “Doğu”su olur. Bahsedilen “doğu”nun izleri edebiyatta Gustave Flaubert ve Gerard de Nerval’de açıklıkla görülür. Flaubert’te görülen anlayış dönemin tablolarında da mevcuttur. Bu durumu açıklamak için Flaubert’in “Doğu’ya Seyahat” inden örnekler ile konuya ilişkin düşüncelerini aktarmak ve tablolarda bunların izini sürmek daha aydınlatıcı olacaktır. Yazarın “Doğu’ya Seyahat”inde “Küçük Hanım”la olan bölümleri ele alınmalıdır. Burada tanıdığı ve birlikte olduğu dansçı kadın “Alime” anlatılır. “Alime” Arapçada okumuş kadın demektir. Bu isim 18. yüzyılda Mısır tutucu toplumunda şiir okuyan kadınlara verilmektedir. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru ise kelime yer değiştirmiş ve dansöz olduğu halde aynı zamanda fahişelikle hayatını kazanan kadınlara yakıştırılır bir meslek ismi olmuştur. Birlikte olmadan önce dans eden bu kadın tipi onun romanında en çok çizdiği doğulu kadın prototipidir. Ve arkadaşına yazdığı mektupta dilsiz ve doymaz cinselliği ile verilen “Küçük Hanım” üzerinden şunları söyler: 

“Doğulu kadın bir makinedir; başka hiçbir şey değildir. Bir erkekle bir başka erkek arasında hiçbir ayrım yapmaz…” 

Burada Flaubert batılı, güçlü heteroseksüel yapısı ile kurduğu fantezi dünyasını doğu gerçekliği şeklinde romanlarına yansıtmıştır. Hamamlara, camilere ya da mahrem olarak addedilen yerlere girme hakkı bulunmayan ressamların da tablolarında yansıttığı aynı bakış ve düş dünyasından başka bir şey değildir. Haremler, prensesler, prensler, köleler, dansözler, dansörler, esrarlı içecekler, yiyecekler, hamamlar, odalık sahneleri, cariyeler bunların bir ürünü olarak tanımlanabilir. Bunun en iyi örneklerini veren sanatçı da hiç kuşkusuz Jean-Auguste-Dominique Ingres’dir. Bunun da teyidi 2008 yılında Le Figaro Magazine tarafından yayınlanan bir değerlendirmedir. Şöyle ki: 

“16. yüzyılından bu yana ünlü ressamlarca gerçekleştirilen nü çalışmalarına dikkat çekildi. Bu bağlamda Delacroix’in nü eserleri üzerinde duruldu. “Ancak yüzyılın en açık erotik eserini, Delacroix, değil, “Türk Hamamı” ile Ingres gerçekleştirdi. Ingres, 1862 tarihli eserine imzasını yanı sıra “gururla” 82 yaşında olduğunu da ilave etti. “Akademisyen”, “burjuva” olarak ve “geleneksel görüşleri” ile tanınan Ingres’in, kendisini harem hayaline bıraktığı açıktır.” 

Burada aynı Flaubert’te ki anlayış vardır yani fantezi/düş dünyası vardır. 82 yaşında olmasına karşı Ingres yine yazar gibi (Richard Leppert’in de söylediği üzere) güçlü heteroseksüel ego ile çalışmıştır. Aslında Edward Said de söz konusu konuyu detaylı olarak yer veremeyeceğini söylese de görüşlere katıldığını belirten kısa bir bilgi vermeden geçememiştir. Ingres’in “Türk Hamamı” isimli çalışmasına gelince öncelikle tüm yazarlar bu resmin Türk kültürü, Türk hamamı ve Türk tarihiyle pek alakasının olmadığı gerçeğinde birleşmektedirler. Söz konusu referans ile tabloya baktığımızda batılı erkeğin düş dünyası/hayalleri/arzuları açıklıkla görülür. Richard Leppert, Ingres’in bu tablo ile göğüslere vurgu yaptığını-ki bu da kendi kafasındaki okşama fantezisinin yansıması olarak değerlendirilir- ve bunu da tablonun sağ köşesinde bulunan iri göğüslü bir kadının arkasında kalan iki kadın ile belirginleştirdiğini açarak anlatır ve hatta bir adım daha ileri giderek bu tablonun isminin “Türk Göğüsleri” olması gerektiğini önerir. Söz konusu bu kadınlardan biri diğerinin göğüslerini sıkmakta diğeri de kendini onun kollarına bırakmaktadır. Burada göğüs üzerinde yer alan başparmak ise ilginçtir ki daha büyük ve bütüne göre göz tırmalayıcıdır. “Türk Hamam”ını egzotik oryantalizm üzerinden görüntü peşindeki bir röntgenci/dikizci olarak yaptığı fikri ise orijinalinde dikdörtgen olan tablonun dikizleme deliğini andırır şekilde yeniden dairevi olarak çizilmesi ile açıklanır. Röntgen/dikiz kavramları “Odalık ve Bir Köle”de de kendini gösterir. Buradaki kadın Avrupa’da Rönesans’tan itibaren defalarca resmedilen uzanmış tanrıça resminden uyarlanmıştır. Ancak buradaki kadın yüce, güzel gibi kavramları yansıtmak üzere değil erkeklerin rüyalarını süsleyen yuvarlak hatlı seyirlik bir nesnedir. Şunu da önemle belirtmek gerekir ki karşımızdaki şey arzulanacak bir şeydir ama sahip olunacak bir şey değildir (Bu yönüyle Flaubert tipleri bir adım ileridedir). Röntgenci bir Avrupalı erkeğin haremin içine nüfus etmesi, rüyalarındaki Avrupalı kadına (Ingres hiç yakın doğuya gitmemiştir fakat resimlerini Britanya İstanbul büyükelçisi Mary Wortley’in 1717 yılında kaleme aldığı mektuplardan yola çıkarak yapmıştır ) daha fazla yaklaşmasını getirmez. Ona ulaşamayacağına göre yapabileceği tek şey doğulu kadın üzerinden hayal etmektir. Bunu da Edward Said şöyle açıklar:

“Doğu, Avrupa’da yasak olan seksüel deneyimlerin serbestçe aranabileceği, hayal edilebileceği bir yerdir”. 

Dikizci göz karşısında ne kadar savunmasız görünürse görünsün Ingres’in nü’leri hep erişilmezdir çünkü onun biçimi ve kompozisyondaki hali zaten imkânsızlığın resmidir. Bakmanın bazen sadece “bakmak” olduğunu kabul etmeye çağırır ve erkekleri aldatıcı bir iktidar hissi ile oyalar. 

Söz konusu batılı düş dünyası içindeki doğulu kadın, dinsel yasaklar nedeniyle kullandığı peçeleri, bakire oluşu ve hayal edilebilir ama dokunulmaz oluşu ile Ingres dışında daha pek çok ressamın çalışma alanı olmuştur. Jean-Leon Gerome’un “Köle Pazar”ı bu bağlamda önemlidir. Tablodaki çıplak kadın diğer bütün çıplak kadın konumlandırılışından farklı olarak- yatan kadın yerine- ayakta resmedilmiştir. Sahibi kadının hemen arkasında bakireliğin işareti beyaz elbiseyle yer alır. Kadının müşterisi ihtişamlı elbisesiyle kadına göre esmer resmedilmiştir. Yüzünün az bir kısmı görünür ancak önemli olan bir eliyle kadının dişlerini kontrol etmesi durumudur. Bu diş kontrolü Batıda atları alırken yapılan aşağılayıcı bir davranıştır ve bu durum örtülmek yerine müşterinin ellerinin büyük yapılması ile daha da netleştirilir. Bu aşağılayıcı durumun netleşmesi fikri sadece köleliğe yapılan vurgu değil aynı zamanda cinsel bir çağrışımdır. Gerome’un bu durumları resimlerinin fotoğraf nesnelliği kisvesi altında “bilimsel” yani doğruluk iddiasıyla sunması olaya farklı ve örtük bir derinlik kazandırır. Sanatçı Yakın Doğu cinselliğini konu alan resimlerini bayağı işadamlarına yüksek sanat diye arz etse ve bilimsel bir objektiviteye bağlasa da aslında seyircileriyle bir bilinci paylaşmaktadır. Doğu ile gerçeklerden kaçan cinsel fanteziler arasında bir ilinti kurar ve harem, köle, hamam, peçe, dansöz gibi tüm klişeleri kullanır. Linda Nochlin kadınlar üzerindeki bu bakış ve anlayışı cinsel olanaklarla dolu sapkın bir cennet yaratmak olarak tanımlar. Batılılar kurdukları bu cennette saf oryantalliği bozmamak adına hiçbir zaman kendilerini olaya dâhil etmezler. Zaten Batılı kendini “takdim” eden olarak tanımlar (Said’e göre). Bu durumda “takdim” eden Batılılar kültürlü, ahlaklı, çalışkan, “takdim edilen” Doğulular ise tembel bedevi erkekler ile cinselliği çağrıştıran çıplak doğu kadınlarıdır. Bu çizgide Oryantalizm Said’e göre, Batı’nın Doğu’ya biraz daha yakından bakma, ama bu vesileyle ona hâkim olma ve yıpratma yollarını araştırdığı bir sahadır ve içgüdüsel olarak gerçekleşir. 19. yüzyıl sanatçı cenneti ve bu içgüdüsel tavrı resimde sadece Ingres ve Gerome ile sınırlı değildir. Delacroix, Alexandre-Gabriel Decamps, Theodore Chasseriau, Eugene Fromentin, Felix Ziem ve Gustave Moreau diğer isimleridir ve cinselliği çağrıştıran doğulu kadın konuları yanında çalışmalarında kent görünümleri, dinsel mimari ve süslemeleri, çeşitli eşyalar ve aksesuarlar, ibadet sahneleri, mezarlıklar da bulunmaktadır. Bunlarda da teatral bir hava, sanatçı kurgusu/düşü/isteği mevcuttur. Aslında tüm oryantalist konularda tarihsel olanın fanteziyle, kültürel olanın cinsel olanla ve arzunun iktidarla ilişkisi vardır ve bunun üzerinden yol alınır. Bunlar en iyi ifadesini makalede öne sürmeye çalıştığımız üzere Baştan Çıkaran Doğu Kadınlarında bulmuştur.

Kısaca, 19. yüzyıl başlarından I. Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede üretilmiş bu oryantalist resimler, basitçe egzotik doğu kültürünü tanımak şeklinde değerlendirilemez. Günümüze kadar gelen uzantıları ile daha derinlikli ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Ancak iyimser bir bakışla yaymak istediği veya empoze ettiği derinlikli içerikler dışında günümüze dönemlerinin İslam dünyasına ait en zengin görsel verilerini sunmaları nedeniyle hem Doğu hem de Batı için gerekli tarihî bir belge ve arşiv kaydıdır.

KAYNAKÇA

Anonim, “En Erotik Resim” haberi: http://www.jurnal.net/yasam/2008/11/18/19-yy-in-en-erotik-resmi.htm

Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm (Çev: İbrahim Kapaklıkaya), Anka Yayınevi, 2002.2

Edward W. Said, Orientalism, Penguin Books, London, 1995.

Fuat Keyman, Mahmut Mutman, Medya Yeğenoğlu, Oryantalizm, hegomanya ve Kültürel Fark, İltişim Yayınları, İstanbul, 1996.

Gerard-Georges Lemaires, The Orient in Western Art, Könemann, Paris, 2000 (English Version 2001)

Meyda Yeğenoğlu, Colonial fantasies: towards a feminist reading of Orientalism, Cambridge University Press, 1998.

Richard Leppert, Sanatta Anlamın Görüntüsü (Çev: İsmail Türkmen), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2002.

Semra Germaner & Zeynep İnankur, Oryantalistlerin İstanbul’u, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2002.

Semra Germaner, “Oryantalist Resimlerde İslam Dünyası” Voyvoda Söyleşileri (25 Nisan 2007), http://www.obarsiv.com/e_voyvoda_0607.html.