İyileştirilmiş Yaralara

MİLLİYET SANAT YENİ KEŞİFLER YENİ İŞLER SEVİL DOLMACI

1985 yılı İzmir doğumlu olan Elvan Serin, 2009 yılında burslu olarak okuduğu Bilkent Üniversitesi, Plastik Sanatlar Bölümü’nde lisans eğitimini bitirdikten sonra Yeditepe Üniversitesi, Plastik Sanatlar Bölümü Yüksek Lisans Programı’na kabul edilmiş ve 2013 yılında mezun oldu. Sanatçı, 2014 yılı itibariyle başladığı Hacettepe Üniversitesi, Heykel Bölümü’nde Sanatta Yeterlilik Programı’na devam ediyor. Serin, aynı zamanda Bilkent Üniversitesi’nin kadrosunda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak yer alıyor.

2015 yılında Salzburg Güzel Sanatlar Akademisi, Avusturya’da kısa süreli bir eğitim alan sanatçı, 2012 yılında Almanya’da Affect Agora Konuk Sanatçı Programı’na katılımını takiben 2013 yılında Türk Kültür Vakfı Bursu ile Neumünster, Almanya’da yer alan ‘Ceramic Artist in Residence Programı’na katıldı.

Akademik kariyerinin yanı sıra Depo, Galeri Apel, Arte Sanat, Galeri Nev, İş Sanat gibi önemli kurumlarda birçok karma sergide yer alan Serin, 2013 yılında bir kişisel sergi gerçekleştirdi. Serin, resim, heykel ve seramik alanlarında disiplinler arası eser üretmektedir. Çağdaş sanat alanında kullanılan teknik ve malzemenin klasik, bilinen kalıplardan çıktığını vurgulayan sanatçı, eserlerinde kil, ahşap, kağıt, kumaş ve hayvan derisi kullanıyor. ‘Kendimi ifade etmek için malzemenin ne olduğu önemli değildir, o anki duygu ve düşüncelerimi aktarmaya karşılık gelecek gereçler önemlidir.’ diyen Serin, malzeme seçimindeki bu farklılığın aksine dilsel açıdan tüm eserlerinde ortak bir üslubun gözlemlenebileceğini belirtiyor.

İzleyiciyle kurduğu iletişimin duyusal düzlemde olduğunu söyleyen Serin, eserlerinin kişiliğini filtrelemeden yansıttığını, bu samimiyet ve açıklığın kendisi için önemli olduğunu belirtiyor. Sanatçı, yarattığı kendine has dolaylı anlatım diliyle insan ruhunun karanlık ve tanımlanamayan yönlerini eserlerine yansıtma çabasında. Bu tarz bir üretim ve anlatım dili oluşturmasının sebebi, günümüzün insanı kalıplara sokan sistemine bir karşı duruş olarak görülebilir.

Bu karşı duruşu bir sınıfa girmeyen, birden fazla çağrışım yaratan biyomorfik eserleriyle gerçekleştiren sanatçı, kendi söylemiyle ‘yüzeysel yaşam biçimine karşı derinlik içeren, herşeyin hızla değişmesine karşı yavaş çalışılan ve zaman alan, yapay olana karşı doğaya dair olan, mantıksal açıklama gerektiren bir dünyaya karşı duyusal düzlemde iletişim kuran’ çalışmalar üretiyor. Eserlerinde tercih ettiği çağdaş malzeme kullanımın aksine Serin, üretim sürecini klasik bir yöntemle, el emeği yoluyla, eserlerindeki her katmanı tek tek işleyerek oluşturuyor.

Kiki Smith ve Magdelana Abakanowicz’in eserlerini ve felsefesini kendine referans alan Serin, sanat tarihinde önemli bir yeri olan romantizm akımını da çıkış noktası olarak görüyor.1800’lü yıllarda bu akıma mensup sanatçıların o dönemde yaşanan sanayi devrimine, sınıf farklılığına ve Klasisizm akımına karşı duruşunu çağımıza uyarlanmış bir versiyonu ile Elvan Serin’in üretimlerinde gözlemlemek mümkün.

Sanatçı, ‘Tutku ve obsesyon, iç içe geçmiş şekilde çalışmalarımın iskeletini oluşturur. Üretme anında adeta bir ritüeli gerçekleştirir gibi tekrarlayan hareketler ile kendimden geçerek çalışırım. O anlar çok değerlidir çünkü artık dış dünyaya dair hiçbir şey oraya giremez. Artık o andan sonra işimle aramda hiçbir şey yoktur. Ritüeller esnasında o kadar tutku ile çalışır ve kendimden geçerim ki, ne olmak istiyorsam o olurum. Çoğunlukla bir yarayı iyileştiren biri olarak görürüm kendimi. Bir cerrah veya bir veteriner. Onlar gibi ince ince çalışırım. İşin kendisi bittiğinde yara iyileştirilmiş veya sarılmış olur. İç dünyamda bir yanımı daha tedavi etmiş olurum.’ diyor. Kişiliğini, yaşam ve düşünce biçimini eserlerinde yalın ve samimi bir dil ile izleyiciye yansıtıyor.

Doktorasını bitirerek akademik kariyerinde ilerlemeyi planlayan sanatçı, gelecekte hem akademik seviyede elde ettiği başarılarıyla hem de bir çok karma sergide eserleriyle adından sıkça söz ettirecek.