Koleksiyon Oluşturma ve İzleyenle Paylaşma Alternatifleri

Türkiye’de son dönemde sanat alanında yaşanan olumlu ve umut verici gelişmeler bilinçlenmeyi ve profesyonelleşmeyi de muhakkak ki beraberinde getirmektedir. Bu anlayışın bir parçası olarak bugün bazı kavramlar, olaylar ve olgular yeniden ele alınmaya başlamıştır. “Koleksiyon oluşturma” ve “Koleksiyonerlik” üzerine yapılan tartışmalar da söz konusu gelişmelerin bir sonucu olarak bugün gündem yaratmaktadır.

Bilindiği gibi batılı anlamda Türk resim sanatı çok gerilere gitmez ki bu alanda koleksiyon oluşturma fikri ve bilinçli koleksiyonerliğin çıkışı da doğal olarak geç tarihlerdir. Konu üzerinde sanat tarihsel bir perspektif çizecek olursak öncelikle resim sanatında yaşanan önemli gelişmeleri aktarmak gerekmektedir. 19. yüzyılın başlarına tarihleyebileceğimiz bu gelişimin yapılanması da buna paralel olarak 20. yüzyılın ikinci yarısı gibi geç bir sürece karşılık gelir. Bu süreçte yeni bir sanatçı profili doğmuş, sergi ve sergileme anlayışı Fransız Salon sergileme geleneğine eş bir tutumla devlet tarafından oluşturulmaya çalışılmış, gazete ve dergilerde sanat haberleri ve yazarları ile sanat eleştirileri başlamış, galericilik denemeleri ile dışa açılım ve yayılım sağlanmaya çalışılmıştır. Sözkonusu yapılanma yılları içinde kökleri İnkılâp Sergileri ve I. ve II. Birleşik Resim Sergileri’ne dayanan 1939 yılında başlayan Devlet Resim ve Heykel Sergileri önemlidir. 1945 yılında yedincisi düzenlenen Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nde ilk kez tüccar bir sanatseverden söz edilmektedir. Gazete ve dergilerde hatta yönetmelikte yer alan bilgilere göre Ahmet Çanakçılı adında bir tüccar ödül sistemi koyarak resim toplamaya başlamıştır. Söz konusu ödül sistemi beş yıl aralıksız 1950’ye kadar devam etmiştir. Yine 1940’ların sonlarına doğru yeni bir alıcı ismi gazetelerde dolaşmaya başlar. Hukuk profesörü Bülent Nuri Esen, Çanakçılı’dan sonra resim alıcısı olarak listelenir. Yine aynı yıllarda sanatın önemini özümsemiş, eğitimli sanatsever bu şahıslar dışında bir başka isim de Türkiye İş Bankası genel müdür yardımcısı Saim Aybar’dır. Saim Aybar, Türkiye’de kurumsal bir yapı içinde koleksiyon oluşturma fikrini gerçekleştirme konusunda öncü olması nedeniyle önemlidir. Banka gibi önemli kurumların koleksiyon oluşturmaya başlaması elbette o dönem aydın üst düzey memurlar ve yöneticilerden oluşan koleksiyonerlerin yaygınlaşması için de önemli bir gelişmedir. 1960’lara kadar söz konusu şahıslara eklenen az sayıda ismin dışında genel olarak ressam koleksiyonerlerden bahsedilebilir.

1960’lardan sonra bunlara galeri koleksiyonerleri de eklenecektir. 1980’ler ise “Özal Liberalizmi” ile birlikte resmin ekonomik bir yatırım haline geldiği bir geçiş/gelişim evresidir. Kolay benimsenmeyen çağdaş ressamlar da alıcı bulmaya başlar. 90’lı yıllara krizle girilir. Gelişmekte olan resim piyasasına ekonomik anlamda bir darbe olarak değerlendirilir ancak yeni ve bilinçli bir koleksiyoner profili doğurması itibariyle de olumlu bir yönü olduğu kabul edilir. 2000 krizi ise piyasada tekrar bir daralmaya yol açar. Ancak bu daralma bir önceki gibi elemeyi de beraberinde getirir ve gerçek/kalıcı koleksiyonerler daha da netleşerek çalışmalarını kurumsallaşma hedefleriyle devam ettirirler. 2004 yılında bu düşünceyi onaylayan yeni gelişmeler yaşanır ve İstanbul Modern Sanatlar Müzesi kurulur. Hemen akabinde yeni bir koleksiyon politikası ile Pera Müzesi devreye girer. 2002 yılında kurulan Sabancı Müzesi’nin yurtdışından getirdiği büyük bütçeli sergileriyle yeni bir açılım yaratması ve santralistanbul’un 2007’de hayata geçmesi önemlidir. Yine biliyoruz ki 2001 yılında çağdaş sanata destek olmak amacıyla sergiler düzenleyen Sevda- Can Elgiz çifti, 2005 yılında kalıcı koleksiyonunu da sürekli izleyene açarak Proje 4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’ni açar. Sözkonusu müzelerin açılışı, bienal etkinliği, önemli fuarların yapılmaya başlanması ve çağdaş sanatın önem kazanması ile birlikte koleksiyonerler de harekete geçer. Bazıları söz konusu müzeleri eleştirerek alternatif biriktirme ve sergileme yolları içine girer.

Bazıları ise bu kurumları kendine örnek alarak yeni hedefler geliştirir. Tüm bunlar hiç kuşkusuz Türk resim sanatı için olumlu birer gelişmedir. Bugünlerde çağdaş sanatlar müzesi açma hazırlıkları içinde bulunan koleksiyonerler olduğu bilinmektedir. Geçici ve gezici sergilerle Türk resim sanatından örnekler veren koleksiyoner girişimleri de çoğalmıştır. Bugün artık söyleyebiliriz ki resim sanatına uzmanı kadar meraklı, araştıran, gezen gören, takip eden, genç kuşağa yönelen bilinçli ve hedefli genç toplayıcılar çoğalmaya başlamış ve ciddi girişimler ile kabuklarından çıkmaktadırlar.

Son bir yılda ardı ardına açılan Ofiste Sanat Var, Arkas Sanat Merkezi gibi önemli oluşumlar da var.. Ve önümüzdeki yıl içinde açılması planlanan bildiğim iki büyük kurumun sanat merkezleri de bu türden bir yaklaşım izleyecek. Söz konusu merkezler uzmanlar ile çalıştıkları için daha sistemli ve tanımlı bir koleksiyon olarak değerlendiriliyor. Sanat kurumlarına yüklenen anlamı güncelleyip çağdaş sanat mantığına uyan bir tavırla her zaman ve her yerde sanat olabileceğinin altını çiziyorlar.

Bazı koleksiyonerler ise geçici büyük sergilemeler ile ellerindeki mevcut yapıtları kategorize edip içlerinden daha iyi bir seçkiye ulaşabiliyorlar. Elbette ki söz konusu seleksiyon koleksiyoner otoritesi altında olsa da uzmanlar aracılığı ile yapılıyor. Öner Kocabeyoğlu’nun santralistanbul’da gerçekleştirdiği sergi kuşkusuz buna en iyi örnektir.

Bugün koleksiyonerler de uzmanların gerekliliğine inanıyor ve onlardan yardım almayı ihmal etmiyorlar. Bu da koleksiyonların çeşitlenmesine ve paylaşma alternatiflerinin çoğalmasına olanak tanıyor.

Geleneksel malzeme ve uygulamaların dışında enstalasyon, video gibi alınıp satılması daha zor olan farklı medyaları da toplayan bir kesim oluştu. Türkiye’de geçtiğimiz yıl ilk kez bir müzayede de Canan’a ait İbret-i Numa isimli video satışa çıktı ve 20.000 TL’den alıcı buldu. Bu olay alternatif bir piyasanın ve toplayıcının oluşmaya başladığını onaylamış oldu. Bu konuda ki en istikrarlı ve bilinçli toplayıcı bugünlerde adını sıkça duyduğumuz Saruhan Doğan.

Saruhan Doğan dışında Tansa Mermerci de bu türden alım yapan koleksiyonerlerden. Ancak Mermerci olayı daha geniş perspektifte düşünmüş ve uzmanlar ile birlikte diğer koleksiyoner adaylarını da bu yönde bilgilendirmek üzere eğitim programları verebileceği bir merkez açmış.

Zorlu Holding de bu yolda yürümeye hazırlananlardan. 2012 sonunda kapılarını açacak olan Performans Sanatları Merkezi’nde küratör otoritesi altında şekillenecek bir yapı oluşturmaya hazırlanıyor.

Çağdaş sanatı uluslararası boyutta değerlendirip, malzeme ayırt etmeden kendi beğenisine özgü bir seçimle koleksiyon oluşturanlar da var. Nezih Barut Koleksiyonu çağdaş sanat konusunda iddialılardan bir tanesi. Koleksiyon Abdi İbrahim Tower’da sergileniyor. Seçilen eserler ve sergileme biçimiyle mekân iş merkezinden çok çağdaş bir müzeyi anımsatıyor.

Müze kurmak için yola çıkan ve bu yönde alımlar yapan koleksiyoner sayısı da az değil. Bunlar arasında çalışmaları süren Demsa Koleksiyon müze projesi oldukça ilgi çekici. Pritzker ödüllü mimar Zaha Hadid’in projelendirdiği müze binası, iç tasarımı ve sergi stratejilerini Thomas Krens danışmanlığında şekillendirdi. Kısa zamanda açılması planlanan müze koleksiyonu da oldukça geniş bir perspektiften Türk resmine bakıyor.

Türkiye’de galericilik konusunda önemli bir figür olan Dağhan Özil’in kendi adına oluşturduğu koleksiyon ve geçtiğimiz yıl tarihi mekânlarda gerçekleştirdiği koleksiyon sergileri de bir başka iyi örnektir. Dağhan Özil, genel olarak galeri binasında sergilediği koleksiyonunun her bir parçasının hikâyesini bilir, çünkü seçtiği temalar çerçevesince ilişkili parçaları yan yana getirmeyi/toplamayı önemser. Parçalardan her birinin diğeriyle kurduğu ilişki hem mekânsal düzenlemeyle hem de sergileniş biçimiyle görünür kılınır. Böylelikle yapıtla izleyicinin ilişki kurması ve hikâyeyi takip etmesi kolaylaşır. Tabii seçtiği tarihi mekanlar koleksiyonu daha da anlamlandırmış ve etkilerini bir o kadar arttırmıştır.

Hangi meslekten olursa olsun koleksiyoner tanımlamasını yapmak, sofistike bir birikimden söz etmek için bilinçli bir alım, iyi bir göz ve bir dönemi, temayı, akımı vs… görünür kılan yapıtlardan söz etmek gerekir. Tabii bunun ikinci adımı ise sergileme ile yapıtlar arasında doğru ilişkiler/geçişler kurmak ve söz konusu akımı/dönemi/temayı vs… görünür hale getirmektir.

Bugün bahsedildiği üzere büyük şirketler kurumları adına oluşturdukları sanat departmanları ile müze kurmadan da koleksiyonlarını sergileme fırsatı bulabiliyorlar. Koleksiyonu izleyenle paylaşma fikri kurumların adlarıyla anılan sanat merkezleri aracılığı ile oluyor. Elbette sayılanlar dışında oldukça önemli koleksiyonlar da var. Ancak bazıları daha arka planda kalmayı tercih edip, yapıtları izleyenle paylaşmayı henüz istemiyorlar.

Büyük kurumlar ve şahıslar bahsedildiği üzere artık sadece koleksiyon oluşturmakla kalmıyor bunu paylaşmayı ve değerlendirmeyi de önemsiyorlar. Buna paralel olarak sanatta sponsorluk da daha bilinçli ve sistemli. Kısaca koleksiyonerler bugün çağdaş sanat piyasasının oluşması kadar yükselen bir grafik çizmesinde de aktif ve etken bir rol üsteleniyorlar.