Polonya’da Tartışmalı Bir Sergi : “Ars Homo Erotic”

Varşova- Polonya son günlerde kendi içinde ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde sansasyon yaratan “Ars Homo Erotic” isimli homoseksüel, biseksüel, transeksüel (LGBT) kimlikleri ve ilişkileri konu alan sergisi ile din, siyaset ve bunlar üzerinden yürütülen cinsel politikaları yeniden gündeme getiriyor. 

Bilindiği gibi Polonya katı Katolik geleneği nedeniyle muhafazakâr bir yapıya sahiptir. Geçtiğimiz aylarda uçak kazasında hayatını kaybeden Başkan Leh Kaçinski, 2005 yılında Gay Onur Yürüyüşü’ne izin vermemiş ve Kaçinski’nin bu kararı nedeniyle Polonya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm olmuştu. Yine katı tutum izleyen kararları neticesinde azınlık hakları ile ilgili politikaları gündemi meşgul etmiştir.

Ulusal Müze’nin yeni küratörü Pawel Leszkowicz ise ülkenin bu konudaki tutumuna ve devletin politikalarına karşı bir tavırla Ulusal Müze’nin mevcut kimliğini yenilemek adına “Ars Homo Erotic” sergisi ile sanat tarihine yeni bir bakış ve okuma getirmek, durumu bir anlamda tarihsel boyutuyla “normal”leştirmek istemiştir. Ancak sergi, daha açılmadan ciddi protestolarla karşılaşmıştır. 

Haziran 11’de başlayan sergi, Antikite’den günümüze homo erotik tasvirlerin yeniden keşfini yapmaktadır. Sergi, Leszkowicz’in söylemiyle kültürel tarihe, müzenin koleksiyonuna ve Doğu ve Orta Avrupa sanatına yeni bir perspektif getirmeyi amaçlamaktadır. Sergi’de müze koleksiyonundan seçilen Yunan ve Roma döneminden mitolojik konuları ele alan heykeller, vazolar, vs. ile Rönesans ve Barok’tan Hıristiyan ikonografisini konu alan tablolara, günümüz sanatçıların yeni medyalarla çalıştıkları kadın ve erkek homoseksüel imajlara rastlamak mümkün. Sergi, sunumu kadar içerik bakımından da bazı çevreleri rahatsız etmekte. Anlaşılacağı üzere, böyle kapsamlı bir sunum ile tarihte gizli kalmış kodları, göndermeleri açığa çıkarmak ve yeni alt okumalar yapmak biçilen tanrısal, yüce olana zarar vermekte ve mevcut imajı zedelemekte. 

Sergi, hem kronolojik hem de tematik bir biçimde bölünmüş. Aynı zamanda politik, estetik ve erotik olarak da öykülendirilmiş. 

Mücadele Zamanı (Time of Struggle) isimli bölümde insan hakları, cinsiyet politikaları konu edilmiştir. Yer alan yapıtlarda, Orta ve Doğu Avrupa’nın tarihsel perspektifte yürüttüğü politikaları, değişen sosyal kontekstleri ve dayatılan normları görmemizi sağlayacak okumalar vardır. 

Homoerotik Klasikler bölümünde Klasik Yunan ve Roma’yı hatırlatan mitolojik tanrılar ve kahramanları konu eden erkek çıplaklar ve portreler yer alır. Avrupa orijinli homoseksüel tasvirler ile batı medeniyeti içinde sanat, erotizm ve demokrasi kavramlarının köklerine inilir.

Erkek Çıplaklar’da ( Male Couple) 19. yüzyıldan günümüze gay sanat örnekleri ile çeşitli duygusal erkek görüntüleri yer alır. 

Erkek Çiftler’de (Male Couple) geçmişe dair mitolojik, dini ve metoforik konuların çağdaş yorumları bulunmaktadır. Romantik ve Erotik çiftler seçilmiştir. Zeus ve Ganymede, Sparta kralının oğlu Hycinth ve Apollo, Archille ve Patroklos, David ve Golyat örnekler arasındadır.

Saint Sebastian, Hıristiyanlıkta en iyi homoerotik ikon olarak Rönesans resminden video sanatına kadar değişik versiyonlarla bir bölüm oluşturur.

Lezbiyen imaj ise tarihte Afrodit’e olan aşkı nedeniyle ilk bilinen lezbiyen (lesbos adasından ki lezbiyen kelimesinin birçok tarihçi tarafından buradan geldiği söylenir) Sappho’yu konu alan “masum” bir vazodan “tahrik” edebilecek ölçüde fütürsuzca poz veren lezbiyen çiftlere kadar farklı tasvirlerle yorumlanmıştır. 

Travesti (Transgender) isimli kısım ise ikili kavramları konu eder. Çağdaş kılık değiş(tir)meler, bedende karşıtlık, yeni kimlikle uyum/suzluk tarihsel boyutta ele alınsa da en iyi örnekler çağdaş eserler arasındadır.

Evrimi II. Dünya savaşı sonrasına tarihlenen eşcinsel kimliğin, 1960’larda San Francisco’da yapılan çalışmalar ve büyüyen eşcinsel nüfus ile ciddi bir yol aldığı bilinir. 1969 yılında New York’ta gerçekleşen Stonewall Ayaklanması ise eşcinseller için yeni bir başlangıç olacaktır. 1970 Stonewall ise artık eşcinsellerin kitleler halinde hareket ettiği sesini yükselttiği bir başkaldırı olmuştur.

Gay ve lezbiyen hareketlerin tarihsel gelişim süreci içinde değişim ve dönüşüm geçirdiği, politikaların değiştiği, taleblerin farklılaştığı görülür. Karşı duruş olarak baskın hetero anlayış da daha demokratik olma çabaları içindedir.

70’li ve 80’li yıllardaki heteroseksüel kimlikle eşitlik ve aynılık talebi son yıllarda asimilasyoncu, reaktif bir yaklaşımdan çok, “normal”liği sorgulayan proaktif bir görünüme dönüşmüştür. Hem pratikte hem teoride hayli etkili olmaya başlayan ve eşcinsel hareketin ikinci dalgası olarak nitelenebilecek Queer hareketi günümüz politikasına adeta damgasını vurmuştur. Queer, bugüne kadar elde edilen kazanımların yanında, yakın zamanda toplumsal kurumlar ve normlarda çok daha önemli dönüşümler gerçekleştireceğinin sinyallerini vermektedir. Batıda yaşanan bu deneyimler, eşcinseller için önemli bir kamusallık ifade eden internet aracılığıyla ya da yazılı ve görsel kaynaklarla uluslararası boyut kazanmakta, Türkiye dâhil birçok ülkedeki hareketleri de etkilemektedir.

LGBT hareketi, evrimi ve politikaları ile kısaca böyle temellendirilebilir. Bu temeller üzerine oturan yeni okuma biçimleri ile sanata, edebiyata, sosyolojiye, felsefeye, vs… yeni akımlar/hareketler eklemlenmiştir. LGBT, yenilik arayan çağdaş sanata da bu anlamda yeni konular, sanat tarihçilere de yeni konseptler ve alternatif okuma biçimleri getirmiştir. Bazen bir grup hareketi bazen de bireysel çalışmalarla Homoseksüel Art (Homoseksüel Sanat) başlığı altında gruplandırılmıştır.

Türkiye’de de kendi tarihsel kimliğinden beslenip bu konuda özgün ve çarpıcı örnekler veren sanatçılar vardır. Kutluğ Ataman’nın bir transeksüelin hayatını anlatan “Ruhumu Asla” isimli videosu, Taner Ceylan’ın “1881” ve Erinç Seymen’in Bir ineğin karnında Yavuz Sultan Selim’i resmettiği akıllıca kurgusu başarılı örneklerdendir. Türkiye’de gerçekleşen bu çalışmalar, yapılan sergiler, konferanslar ve söyleşiler konu hakkında yavaş da olsa pek çok olumlu gelişmenin bir göstergesidir.

Böylesine hareketli bir ortamda Varşova’daki sergi, kendi politik duruşu içinde aldığı cesur tavrıyla ayrıcalıklıdır. İlgilenenler 5 Eylül 2010 tarihine kadar sergiyi gezebilirler…

KAYNAKÇA:

A. Melucci, Challenging Codes, Cambridge: Cambridge University Press, 1996, s. 1.

J. Gamson, “Must Identity Movements Self-Destruct? A Queer Dilemma”, Queer Theory/Sociology içinde, S. Seidman, ed., Oxford: Blackwell, 1996, s. 396.

K. Çayır, 90’lar Türkiyesi’nde Eşcinsel Hareket: Kimlik, Görünürlülük ve Sınırlar, 2003.

N. Göle, “80 Sonrası Politik Kültür: Yükselen Değerler”, Melez Desenler, İstanbul: Metis, 2000, s. 45.

N. Göle, “Modernist Kamusal Alan ve İslami Ahlak”, İslam’ın Yeni Kamusal Yüzleri içinde, Nilüfer Göle ve dig, İstanbul: Metis, 2000, s. 30. 

S. Seidman, “Introduction”, Queer Theory/Sociology içinde, S. Seidman, ed., Oxford: Blackwell, 1996, s. 12-3.