Yüksek Kültür Dünyasının Tutkulu Kadını

“Yaşam var olduğundan beri sanatsal ifade hız kesmeden büyüyor. Özellikle zor dönemlerde insanlık sanata daha çok ihtiyaç duyuyor, çünkü yeni bir yol, yeni bir anlam arayışı açığa çıkıyor. Yaratıcılık, insan zihninin sınırlarını keşfetmemizi sağlamasının yanında insanlara bazen o aranan yolu gösteriyor veya aramaya devam etmek için bir istek yaratıyor.”

Sanatsal üretimin devam etmesi için bir avuç insan büyük emek veriyor. Sanat tarihçi ve akademisyen kökenli Sevil Dolmacı Hanımefendi, dünya sanat piyasalarının yakın takipçisi, kendi danışmanlık şirketinin patronu, Milliyet Sanat Dergisinde genç sanatçıları tanıtan bir köşesi var. Sevil Hanım ile başarısının detayları hakkında konuştuğumuz, güncel bilgilerle bezenmiş bir söyleşi gerçekleştirdik:

SY: ​Dünya ters düz oluyor sanki. Covid 19 sanat sektörünü nasıl etkiliyor, sektörün geleceğine dair öngörüleriniz neler?

SD: ​​Sanat sektörü diğer alanlarda olduğu gibi değişim/dönüşüm geçirecek hiç kuşkusuz. Küçük işletmeler diğer sektörlerde olduğu gibi çok daha fazla zarar görecek. Kaldı ki geçen gün Kasmin ve Levy Gorvy gibi büyük galerilerin çalışanlarının ortada bırakılma haberleri şaşırttı. Çalışanlar Ağustos’a kadar işten çıkarıldıklarını ve bu süreçte akıbetlerinin ne olacağını bilemediklerinden hayıflanan röportajlarıyla sanat dünyasının endişesini arttırdı. Yöneticileri ise önlerini göremediklerinden dem vuruyorlardı. Peki ya küçük işletmeler ? “Küçük” işletmeyi nasıl tanımladığımı soracak olursanız, hemen izah edeyim. Özgün bir içeriği (sadık sanatçı listesi, vizyonu, misyonu, nitelik ve nicelik olarak yeterli bir iletişim ağı) ve istikrarı olmayan, teknolojik alt yapısına önem vermeyen, trendleri takip etmeyen, global ölçekte düşünüp hareket etmeyen yani lokal kalanlar, ticari açıdan yurtdışına bağlanamayan, sektöre yenilik/yaratıcılık getiremeyen, bir yönüyle piyasalarda ihtiyaç duyulmayan işletmeler bu beklenmedik kriz döneminde ciddi zarar görecektir. Eğer ekonomik manada V-shape duraklama yaşanırsa en azından bir kısmı toparlanabilir. Eğer U-shape duraklama olursa özellikle Türk piyasası kan kaybına uğrayacaktır.

Sadece Türkiye değil tüm dünya piyasalarını ürküten asıl şey, beklenmedik bu salgının uzun sürmesi sonucunda lokal pazar içinde kalmak. Nedir bunun açılımı diyecek olursanız: New York ve Paris’den satın aldığımız iki eseri yaklaşık bir aydır hatta Paris’dekini yaklaşık 2 aydır beklemekteyiz. Bu, sanat eserlerinin dünya dolanımının kısıtlanması demek oluyor. Ne nakliye şirketleri çalışıyor ne de gelecek eserlerin eskisi gibi uçak transferleri aynı bütçelerle karşılanabiliyor. Bu nedenden ötürü de satın alımlar askıya alınmış vaziyette. Bugüne kadarki alımların transferi daha gerçekleşmemişken yurtdışından istenilen esere ödenecek bütçeler beklemede kısacası. Lokal ölçekte dönen işler iki ay galerileri idare etse bile uzun vadede finansal açıdan sanat piyasalarını ciddi olarak sekteye uğratır. Hauser&Wirth’in kurucularından Wirth de Artnews’de yayınlanan makalede işin bu noktaya gelmesinden korktuklarını belirtmiş.

Aslında Türkiye’de sanatsal manada sıkıntılar uzun zamandır var. Covid 19 ile birlikte daha görünür hale geldi diyebiliriz. Hep alıcılara anlatmaya çalışıyorum. Bugün fiyatlar oldukça düşük. 2009’un parıltılı havası yok. Bir Doğançay resmine verilen milyonlar ya da müzayede de (Canan Şenol ait) bir video işin satılması gibi muhteşem hikayeler ne yazık ki manşetleri süslemiyor. O yıllardaki gibi hırslı koleksiyoner kitlesi de yok işin açıkçası. Dolayısıyla bugünler alım günleri… Bugünlerde yaptığım satışlara bakıyorum ve genel alıcı profili şu şekilde: en az 20 yıllık alıcılar, bu işin nasıl işlediğini biliyorlar. Kriz zamanlarını yaşamışlar ve sonrasındaki yükselişleri görmüşler. Kısacası hikayenin bütününü görebiliyorlar. Birkaç yeni alıcım da alımlarına tüm hız devam ediyor, onlar ise yaklaşık 5 yıllık geçmişlerine rağmen piyasayı iki okuyabiliyorlar. ​

Sonu öngörülemeyen bu süreci umuyoruz ki, V shape bir duraklama ile yani kısa, sert bir çöküşten sonra çabuk iyileşme süreci ile atlatırız. Wirth’in ArtNews’e yaptığı açıklamada belirttiği üzere eğer salgın Haziran gibi biterse Eylül ayında sanata yoğun bir alım ilgisi olacak ve bu nedenle de iyileşme çabuk ve güçlü bir şekilde yaşanacak. U Shape durakma olursa ise bunun ciddi bir sorun olacağını söylemeden geçmiyor. İşin en sıkıntılı yanı öngörülemeyen bir süreç olması. ​

​SY:​ Peki dünya dengeleri ne oldu? ​

SD:​ ​Bugün yaşanan olaylara baktığımızda salgını kontrol altına alan Çin, Hong Kong, Singapur, Tayvan, Japonya, Kore ve Güneydoğu Asya bugün yaşanan dünya krizinde öncü, güçlü yeni bir pozisyon almakta. Avrupa ve Amerika ise halen salgınla mücadele içinde ve bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika perişan olmuş vaziyette. Pekin’de bulunan Ink Studio Galeri’nin direktörü Craig Yee konuyla ilgili şöyle söylemektedir; global ölçekte kültür, politika ve ekonomik çehrenin yapısı değişecek elbette sanatda bu değişimin bir parçası olarak yerini alacak. Güç dengeleri bu olayla birlikte yer değiştirecek gibi görünüyor diyor…

SY: ​Kriz dönemi de olsa toplumun yeni fikirlere, motivasyona, duyguya ihtiyacı var. Geçen gün Amerika merkezli bir sanat kurumundan aldığım mailde hem devletin hem de bir çok vakfın ülkedeki sanatçılar için oluşturdukları destek fonları bildirildi. Türkiye’de sanatçıları düşünenler var mı?

SD:​ ​Birçok ülke (özellikle Almanya ve Amerika) genç sanatçılara destek fon bütçeleri ayırıyor. Önümüzdeki sezon için planlanan büyük etkinliklerin zararını karşılayan yardım paketleri çıkıyorken, bazı özel vakıflar da sanat dünyasına destek olmaya devam ediyor. Türkiye’de bu konuda bildiğim kadarıyla devletin aldığı bir önlem veya yardım paketi yok. Sanat dünyamız da kendi içinde bireysel birliktelikler ile (#bizbirbirimizeyeteriz moddosu ile) genç sanatçılara destek olmaya çalışıyor. Kira ve rutin diğer giderleri için fon yaratılmak üzere elimizden geldiğince bir/birlik oluyoruz. Ben şahsım adıma hem bu
destek projelerinde elimden geldiğince yerimi alıyor hem de kendi yakınımda bulunan genç sanatçılardan eser satın alarak bu zor günlerde de beraberiz diyebiliyorum.

SY: ​Türkiye’de çok önemli bir açığı doldurdunuz: kurumsal sanat koleksiyonu danışmanlığı. Kültürel birikim, satış yeteneğiniz ve girişimci ruhunuz bu girişim için doğru zaman ve ortamı mı buldu yoksa tüm şartları siz mi yarattınız?

SD: ​2015 yılında terörün patlak verdiği ve ekonominin sıkıntılı olduğu bir dönemde Sevil Dolmacı Art Consultancy’i kurdum. Benimki tek kelimeyle cesaret; artı kendine güven. Buna totalde girişimci ruh diyebiliriz. 10 yıllık çok ciddi bir deneyimim oldu. Örneğin, Zaha Hadid ile müze projesi yürüttüm. Dünyadaki tüm Guggenheim Müzelerinin danışmanlığını yapmış Thomas Krens ile projenin bir diğer ayağını yönettim. Bunların dışında 6000 adet resim gördüm, pazarlıklar, kayıtlar, restorasyon işleri, orjinallik belgeleri vs. pek çok kalemle ilgilendim. Bana kuşkusuz çok şey kattı. Yurtdışı alımları yaptım. Çalışırken 3 ay Londra’ya taşınıp Christies’de yeni pazarlar üzerine eğitime devam ettim. Ve tüm bunları yaparken dünya sanat piyasalarında sanat danışmanlık şirketlerinin ne kadar önemli olmaya başladığını fark ettim. Ne yazık ki açılması planlanan müze projesi gerçekleşemedi ancak ben ciddi bir donanımla kurumdaki 10 yıllık çalışma hayatımı tamamlamış oldum. 2015 yılında Narmanlı Apartmanında açtığım danışmanlık şirketine ek olarak bugün 4 galeri ve 10 kişilik ekiple Türkiye’de pek çok şirkete hizmet veren bir konuma geldik. Yine bir kriz dönemindeyiz ve ben bugünlerde tüm faaliyetlerimi bir araya toplayacağım tarihi büyük bir binaya geçmeye hazırlanıyorum.

SY: ​Ben de neredeyse tüm sanatsal üretimlerimi kurumsal firmaların desteğiyle hayata geçirdim. Bu firmaların kurumsal imajlarını size transfer etmelerinin yanında, bu imajı yenileme fırsatı vermeleri -bu sanatla mümkün- işin en güzel tarafı… Bu büyük bir güven gerektiriyor değil mi?

SD: ​​Geçmişi çok gerilere gitmeyen sanat sektöründe güven herşey demek. Güven konusunu teyit eden en önemli unsur ise sizi siz yapan referanslar. Sonrasında ise iş konusundaki eğitim alt yapınız ve sektördeki deneyimleriniz geliyor.

SY:​ Dedikodusu çok bol bir ortam sanat dünyası. Özellikle işin satış tarafında olanlar muhakkak bir sohbette bir başkası için itibarsızlaştırma amacı içeren negatif cümleler sarfederler. Sizinle birkaç işbirliğimiz oldu, hiç böyle bir sohbet yaşamadım ve çok takdir ettim. İş odaklı, disiplinli, insan ilişkilerini çok kaliteli bir seviyede sürdürüyorsunuz. Bu otomatikman karşı tarafa da geçen birşey ancak bir yere kadar, iletişimde zorlandığınız oluyor mu?

SD: ​Sanat sektöründe bilgi her şeydir, tabii ki doğru isimlerden aldığınız vakit. Çünkü, bizim işimiz bilgi ve iletişim ağı üzerine kurulu bir iş. Sektörde genç bir kadın olarak var olmak itiraf etmeliyim ki ilk başta biraz zorladı beni. Her gece ağlayıp üzüldüğüm günler oldu. Sektörde genç, bir de üzerine kadın olduğunuz için bilginizi, deneyiminizi görmezden gelen, sizi ciddiye almayan erkek egemen bir grup var. Bu çevreye karşı çok direndim, dik durdum. Bugün ise danışmanlık şirketi olarak bilgimi ve deneyimlerimi profesyonel olarak paylaşıyor ve buradan para kazanıyorum. Bu nedenle gerçeğini bilmediğim, doğruluğunu teyit etmediğim hiçbir bilgiyi paylaşmıyorum. Disiplinli ve iş odaklıyım çünkü zamanım oldukça kıymetli. Mesafe herşey dolayısıyla çalışanlarınız, müşterileriniz aslında kısaca ilişkide bulunduğunuz bireylerle mesafenizi korumanız ilişkilerin uzun vadeli olmasının anahtarı diyebilirim. Ancak tüm bunlara rağmen aynı dili konuşamadığım kişiler/kurumlar çıkarsa bu isimlerle ilgilenmeleri üzere ekibimizden Nazlı veya Melissa devreye girer ve ilişkiler bu şekilde yürür.

SY: ​Sanatın birçok formu var ancak Türkiye’deki sanat alıcıları resim almayı seviyor gibi, heykel sonra mı geliyor? Bir enstalasyon almaktan veya sipariş etmekten, bir performansa destek olmaktan heyecan duyacak kitle oluşuyor mu?

​SD:​ Son yıllarda eğitimli, öğrenmeye meraklı genç kitle, alıcı olarak aktif pozisyonda. Dolayısıyla bu türden yargılar değişmeye başladı diyebiliriz. Ancak grafiksel olarak baktığımızda her zaman (tüm dünya genelinde de) resim birinci sırayı alıyor.

SY: ​Ben her zaman galerilere sığamayan, hayatın akışına entegre edebileceğim sanatın hayallerini kurarım. Bir kişi çıkmadı karşıma “en büyük hayalini yapmak istiyorum, tüm imkanı sağlayacağım” diyen. Siz gördünüz mü, var mı böyle birileri bizim ülkede?

SD: ​Benim bir iki müşterim var evet. Sanatı gerçekten çok seven, hayal kurabilen, sanatı karşılıksız destekleyen… Şanslıyım.

SY: ​Sizin en büyük hayaliniz nedir?

SD: ​Türk sanat dünyasında kadın gücünü gösterebileceğim/öne çıkarabileceğim bir “business model” yaratmayı hayal ediyorum. Victoria Miro, Dominique Levy gibi bir figür olmak da hayallerim arasında.

SY: ​Sizin gibi profiller hep daha iyi şeyler yapma arzusundan alır motivasyonu:) Gündeminizde ne var?

SD: ​​Kesinlikle evet… Bugünlerde az önce bahsettiğim üzere tarihi bir binaya taşınmayı planlıyorum. Burada Türk sanat piyasasını hareketlendirecek bir program, sanatçıları destekleyecek projeler ve alıcılar için ilgi çekici bir alan yaratmayı hedefliyoruz.